İSTANBUL

31/12/2008 - Gittiniz mi Bayım (III)

S/İZ

///

Bayım hiçbir izdüşümünde yoktunuz

Ben her yoklukta size üşürdüm

Süngüler üstüne kapanmış ruhumu asla açmayacaktınız

Bas bas bağırırken gece,

Siz yüzüme varmayacaktınız artık

Ve ben her çekmecede yüzünüzü saklayacaktım

Ekmek kırıntıları kuşlara katıkken,

Şiirler mevsimsiz yazılacak kuytularınızda

Siz ki bayım kıyam-a eğildiğim zamansızlıktaydınız

Oysaki bayım hiç tutunmamıştınız boynumdaki yağlı ilmeğe

Sahi bayım gözbebeklerinizde vurulası o kuş var mı hala?

Gittiniz bayım!

Ceketimin iç cebinde sakladığım yenilmişliklere bir yenisi daha eklendi

Ömrümün biten yanı size alıştıkça bedenim aşağılanacaktı

Siz bayım takatsizliğimin mecalsizliğindeydiniz

Hüznün geçtiği şiirleri söylerdiniz tesadüflerime

Ve hep giderdiniz benim ayaklarımla

Sahi bayım siz hiç yar diye bir ölüme sızladınız mı?

Defterime bir çelme takarım ardınızdan

Ve bir çocuk öfkesiyle düşerim kaldırımlara

Tükürürüm bir yığın yanlışlar dolusu sokaklara

Siz bayım ellerimde kalan son darbeydiniz

Uzun uzadıya gitmeyecek

Bu defa ki sızlanışım tek adımlık bir susuş olacaktı ensenizde

Sırf sıradanım diye mi bu ayrılıklar?

Oysa bayım yakanızdaki dua’ kirlenmedikçe

Arkamdaki çıkmazda suçüstü yakalanmayacaktınız

Gittiniz bayım!

Kendime şizofren bir ihanet kurdum

Sahi bayım siz hiç kanayan öfkenizi sargı bezlerleriyle avuttunuz mu?

En büyük saplantıları sizdeyken unuttum

Yüreksiz halime bile en kötü yalanlarınızı bıraktınız

Gittiniz bayım!

Oysaki bayım siz ağzımdan çıkan en deli dolu cümlelerimdiniz

Bayım aşk’ kıran ağıtlara çelimsiz bakmayın

Kendimi sizin uçurumlarınızdan yuvarlasam

Hayat çizgilerim karma karışık kalacaktı avuçlarımda

Dudağımda kıvrılan suskunluklar artık şiir gibi kokmayacaktı

Ve bayım sizi hatırlıyorum da hep küstünüz asil sevdalarıma.

Yeniden açıldıkça yaram incelecekti

Çocuksu, savunmasız günlerim

Küflenmiş gözlerime bir demlik sızar mısınız?

Yoksa gidiyor musunuz bayım?

Yüreğim yorulmayacak mı bir minderin üstünde?

Uzaktaki yüreği seçtim diye mi bu bencilliğiniz?

Yaktıkça tuzaklarımı,

Hep ben boğuldum aynalarda.

Bayım dün ilk defa yüzümde gördüm nefreti

Elimde ısrarla uçmaya çalışan bir el

Gitmeseniz olmaz mı?

Cinayet değildi bayım sadece bir yakarış

Kıyısızlığıma denizler ekiyorum

Gidiyor musunuz bayım?

Gittiniz mi?

Ben inadına maviyi severdim

Siz yağmur sonrası toprak kokusunu severdiniz

İçinize sindiremezdiniz gökyüzünü

Oysa toprak her gün yüz yüze değil miydi gökyüzünün mavisiyle?

Gidiyorsunuz bayım!

Size dur deme yeltenmeyecek bu defa kalemim

Gidiyorsanız bayım susuyorum

Adımın anlamını geri verin bayım

Ve geri dönmeyen budan sonra

Kötü bitti evet

Beklide bu kahramansız masala bu bitiş yakışacaktı

Hurdalığa atılacak yitik bir aşk daha eklendi

Biliyor musun bayım?

Gittiğiniz o günden beri artık sizi sevemiyorum

Neyi götürdüyseniz benden

Sevmeyi unuttum.

Sevilmeyeceğiniz hiç aklınıza geldi mi?

Yırtıyorum bayım

Size yazılan her şiiri her sözü yakıyorum kendi külümde

Bitti bayım bu gidiş devirdi yüzümü

Oysa aşk’lar da gidiş olunca yıllanırdı kalpler

Öyle öğretmişlerdi aşksızlar…

Gittiniz bayım!

Bir elveda çakırım gerisin geriye,

Unutulur gider bu masal da

Bayım artık gelmeyin…

GELMEYİN…!

yaseminn...

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/12/2008 - Gittiniz mi Bayım (II)

Bayım;

Konuştuğum dilin ağırlığına çöreklenmişsiniz

Bende aramayın adınızı

Bunca gece varken

Siz sırılsıklam sarılın maviye

Size söz veriyorum bayım

Bu şiir bende ki fırtınaları dindirecek

Yıllara ve çocuklara isimsiz düşecek siniz

İntiharlar sizin için işlenecek

Ve bir çığlık gibi kopacaksınız sessizliğimde

Oysa susmak en çok

Yağmurları kıskandırmaktı.

Benim size geç kalışım

Sizin beni bulamayışınız

Yırtık bir gecenin afişlere sığdırılması kadar acımasızcaydı

Göz gözeydik oysa

Bir kulaç kala vazgeçmiştik “biz” olmaktan

Kimsesizdik yani!

Sahi bayım bir çırpıda nasıl yitirilirdi aşk

Siz ki darmadağın bir çocuğun yüzünde gülüştünüz

Dinmeyen fırtınanın kopmayan dalgasıydınız

Bayım, alelacele toplanan düşlerde uyanmayın.

Yazıyorum bayım

Susa susa yazıyorum

Uykular kavisler çizse de yüzümde

Sizdim bayım!

Tarifsizdim!

İsimsiz sokaklarda yarınlarımı aradım

Siz bayım dudaklarımdaki korkak cümlelerimdiniz

Dilimde paslı o cümle

“Ez de hezdıkım”

Evet, bayım biraz yabancısıydınız

Ve beklide anlamıyordunuz konuştuğum dili

Benim lügatim de irkilmişti cümleler

İşe yarmaz bir ihtimalin,

Boş avuntusuyla çağırdım sizi

Yoktunuz!

Sahi bayım siz hiç beyaz bir sayfa da

Özlemlerinize karalar çaldınız mı?

Bu aşk taraflarıma eylemsiz kalıyordu

Bana mıydı tüm susuşlarınız

Oysa ben sizi çocukluğuma vermiştim

Evet, bayım siz hiç avuç dolusu bir yalnızlıkla,

Baş başa kaldınız mı?

Çağırsam bir şiirlik gelir misiniz?

Yâda

Kirlenmiş bir şirin içinde kalır mısınız benimle?

Merdiven boşluğunda sallanan,

Sesiniz koridorlarıma dar geldi

Oysa benim antrelerimde hep gidişleriniz asılı kalmıştı

 

Hiç gelmeyecek misiniz bayım?

İçimdeki kor hep iblis’e mi yuva olacak?

Oysa ben sizin için hala cennet kuşatmasındaydım

Yollara, kilometrelere bile aldırış etmemiştim

Göz görmezse gönül katlanır tasasındaydım

Gelseydiniz bayım yüzüme

Utandırmazdım sizi aynalara

Adınız hala kahraman mı?

Kentler…

Ve

Adressizlikler boyu sahipsiz misiniz hala?

Benim sizde kanayan bir yaram olmayacaktı asla

Ama sizin hep kanatan gidişleriniz olacak

Mesafeler büyüdükçe,

Semtler çoğaldıkça…

üstümüze yazığın gölgesi vurulacak

Kirpiğimde gündüzler tutuklanacak

Bayım siz hiç gitmeseniz de

Ben kaleme, kâğıda yüz çevirsem.

Ellerinize çocuk masumluğunda kıvrılsam,

Başımı okşar mısınız anne nezaketliğinde?

Sahi bayım siz hiç,

Bir çocuk günahında ezildiniz mi?

Şimdi bayım

Size ne desem boş pusulalarda devrilecek aklım.

Mahrem düşlerimde

Bir tek sizsiniz yolunu kaybeden.

Gelmediniz bayım!

 Geç kalınmış bir günde hoşça kalmadınız.

Bayım

Siz kulaklarınızı tıkayın

Ben yerinize duyarım ölüm sirenlerini.

Sizi mahşerde başıboş görmeyi inanın hiç istemem

Ellerime bırakın notasız bu ayrılığı.

Ben bayım sizi bu kadar sevmeseydim

Siz masal düşlerine kahraman olabilir miydiniz ki?

Gitmelerinize hala alışamadım

Ve bayım…

Ben sizi mavinin kucak açtığı yerde bekliyorum

Gelmez misiniz?

Sizi seviyorum desem

Gitmelerden düşer misiniz usulca kucağıma?

Sizi aşığım desem

Sızar mısınız masumca kuytularıma

Ve işte yine tanıdık o cümle

Sizi SEVİYORUM bayım.


Yaseminn

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/11/2008 - Elli İki Gece Sevdim İsTanbul'u

Elli iki gece sevdim İstanbul’u.

Sonra… hep bildiğimiz masalların sonu gibiydi işte

Yıkık ve sancılıydı!  

‘’

Ağrısı yeni dinmişken acılarımın

Yeni ağrılar arıyorum kendime.

Uzaktaydı o,

Hiç sahip olamadığım şehrin tek ağrısıydı.

İçimin en katı yerinde adının katilliği sıralanmıştı

Ben hüznümle yüzümü kirletiyordum

O ise şehrin tenhalığına kaçan otobüs camlarına kazıyordu

/kahramanlığını…

Ellerinin buğusuna binlerce kez sürmüştüm saçlarımı,

Ama o hep  giden olmuştu,

Bense  defalarca kalan…

  

Islak mumun alevi çözüyordu karanlığın katılığını.

Nelere yürek gerek germiştim bir zamanlar.

Bir zamanlar ölümün gergefine asmıştım sesimi.

Şimdiyse hiç kimsenin konuşmadığı dillerde susmayı deniyorum.

Bütün kelimeler düşlerime takılıyor.

Avaz avaz yokluk tüketiyorum.

 

Maviye dönüşüyorken umutlarım,

Vesikalık acılara sığdırıyordum yüzümün koyuluğunu.

Aklıma astığım adreslerin hiç biri ona çıkmıyordu.

Ona çıkan bütün yollar bana kilitliydi.

 

Ona kaçarken kendimden düşüyordum

Ölüyordum satır satır

Büyümüşlük söküyordum şairlerin gürültü sessizliğinden.

 

Boşluğumdan kaçan trenlere yükledim kimse’sizliğimi

Gözlerimden sızdı kentin bütün küflü yağmurları.

 

O gidendi kahramanlığıyla

Bense, kalandım sahte şairliğimle!

Yaseminn

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/11/2008 - Kesik Dil

yine bir ayrılığa yamalanıyor dudaklarım.

en güzel yamayı yine yüzümden alıyorum

 ..../...

Böyle cüzzamlı başlamıştı bir ayrılık.

Ve sen üç noktanın ardına sığınacak kadar cesurdun.

Kalkanının ön yüzüne boyamıştın düşlerini. Adın gibi sesinde de suslar yatıyordu. Kirli yüzümün sadakatiyle sevmiştim seni.

Çocuktum ya hani kimse duymuyordu ya çığlıklarımı işte şimdi kesiyorum sesimi her tren rayında, her vagonda makaslıyorum kelimelerimi.

kendimi herkese katilleştirerek seviyordum seni.

Aynaların maskesi olur mu ?

Aynalar yalan söylemez sana en yüzsüzünden aynalar getirdim bak ve gör, tanıkla kendini…

 

Sırtımı pakladım güneşten. Figüransız bir başrol oyuncusuyum artık.   Kendi oyunumda kendime yenilecek kadar beceriksizim işte…

Caddenin bütün kaldırımları Hipokrat amcanın yeminine benziyor.

Her şey birbirinden daha ucubeli ve kent inadına kaskatı kesilmiş dilimde.

Aklımın ilmeğini çekiyorum .

Ben sana sağ çıkmak uğruna binlerce yakamoz söndürdüm…

 

Kesik bir dilin peltek kan kayıplarından ölüyor sesim. Büyük harflerle susuyorum. Küçük kelimelerle monologumu anlatıyorum duvarlara.

 

 

Usturalar kesti her gece düşlerimi. Bekleme odaları nezaketliğinde gürültüler koparıyor dilim. Bir delinin güncesindeyim. Ve bir delinin dudaklarına sürüyorum adımı.

Ayrılığın ilk ihbarındayız. Daha sana katiller dolusu mektuplar yazmadım. Daha yokluğunun pimini bile çekmedim. Öldün mü…?

 

Gece saçlarıma batıyor, ben karanlığın dibini boyluyorum. Her an her saniye gözlerimin akını çekiyorum. Zehir zıkkım oluyor içtiğim her suskunluk. Bu kentin bütün kirli sözleri bende pakladı kendini…

 

Soluksuzum…

Aynaların maskesi olur mu ?

Aynalar yalan söylemez sana en yüzsüzünden aynalar getirdim bak ve gör, tanıkla kendini…

 

 

-“gitme çocuk” kal…

 Yaseminn

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2008 - Ölü Bir İs'tanbul Büyüttüm Kursağımda

Ölü bir İstanbul büyüttüm göğümde.

Sarhoş acılara yenildim.

Düşsüzdüm nihayetinde

Bir o kadar da acınası hallere bürüdüm çocukluğumu.

Aldırma usta batır gözlerime hecesizliğimi.

Kavgam kendime..

Küfrüm yüzüme..

Günahım çocukluğuma verilsin..

 

Güncem de kanayan yaralara sardım öfkemi.

Minyatür bir kentte devlerle savaştım

Tefekkür ettim…

Yirmi dokuz harften def edildim.

 

Ah İstanbul

İstanbul olalı böyle bir keder gördün mü?

Kadifeli sözcüklere kundakladım kandırılmışlığımı.

Bir hece, üç yemin ve iki nokta ardına gizledim hüznümü.

Yüreğimi zırhladım.

Paslanmış bir anahtarla kilitledim bütün kapılarımı.

Kimse duymasın diye soluğumu

Karton kutularına sakladım nefesimi.

Aklandım...

 

Haliç’in yorgun omuzlarına döktüm içime.

Tek bir renk yetti bütün renklerimi yutmaya

Ve siyah bedeli oldu tüm renklerimin.

Şimdi siyaha terk ediyorum kentimi.

 

Hadi İstanbul kanat beni ağzımdan

Dileme tekrarlat aynı cümleyi..

-senden nefret ediyorum- de

Alıştır beni bu dizelere…

 

Bir fincan gözyaşı hatrına

Kırk yıl kırılmayan bir düş anlat!

Kırk yıl hatrımda kalsın ihaneti…

 

Ben ölü bir İstanbul büyüttüm gözbebeklerimde.

İstanbul istemedi beni.

Men edildim ben olmaktan.

Kovuldum adımın astarından…

 

Duvardaki resimden söküyorum yüzümü.

Gülmüyorum ya şimdi,

İnatla gülümsüyor her kare.

 

Yeni bir maske gerek şimdi İstanbul’a.

Alı, moruna karışmış bir ten gerek...

Teğet geçerken bütün acıları

Kursağımda bırakmalıyım İstanbul’u…

YASEMİNN

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

kent kadını

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

bilal can
mehmet toprak
Hasan Karadeniz
asrevya
birdenizkizi
filbahar
sepia17
seherevurgun
hasipcifci
esrariask
hevizayci
ahmetnuray